40 Yıl bilimsel sosyalist ideolojiyi savunmuş, uğrunda her türlü fedakârlık yapılmış, on binlerce insanın emekleriyle yoğrulmuş sosyalist bir partinin önderleri 2006 yılında düzenlenen 7. Kongresinde, yeterince tartışılmadan, yangından mal kaçırırcasına bir karar aldılar. İşçi sınıfının öncü partisine artık gerek olmadığını bildirdiler. Partinin yatağını başka bir eksene taşıdılar.

Aradan 9 yılı aşkın bir zaman geçti. Yeni bir kongreye gidiliyor. Yeni bir taslak hazırlanmış. Taslak aynı zamanda, Türkiye sosyalist tarihine uzun yıllar damgasını vurmuş olan bir hareketin sağa savruluşunun ibretlik bir belgesidir. Bu yazı aynı zamanda Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’in ‘Bilimsel Sosyalizm ve Bilim’ isimli kitabına yönelik eleştirinin bir başlangıcını oluşturmaktadır. Bu değerlendirmeyi yararlı olması dileğiyle bilimsel sosyalistlerin dikkatine ve eleştirisine sunuyoruz.

✭ TEMEL DEĞİŞİKLİKLER

Taslak incelediğinde; 2006’dan bu yana değişikliklerde ısrar edildiğini ve geri dönüşümün tamamlandığını görüyoruz. Neydi bu kaldırılan temel değişiklikler?

Sosyalizm kaldırıldı. Yönetimlerde emekçi çoğunluğu kaldırıldı. İşçi sınıfı önderliği kaldırıldı. İşçi-Köylü ittifakı kaldırıldı. Profesyonel devrimcilik bulandırıldı. Partinin kimliği değiştirildi. Partinin ismi değiştirildi. Partinin amblemi değiştirildi.

“İşçi sınıfı önderliğinde, işçi-köylü ittifakı ekseninde, bilimsel sosyalizmin yol göstericiliğinde bütün milli güçleri seferber ederek milli demokratik devrim ve sosyalizm amacında sonuna kadar mücadelede kararlı olmak.” Yeni taslakta bütün bu hedeflerden vazgeçiliyor. Aslında yapılan değişikliklerde de görüldüğü gibi; “Yeniliğin” yelkenini sağdan esen rüzgâr dolduruyor.

✭ HANGİ SINIFIN PARTİSİ?

★ Taslak, partinin hangi sınıfa dayandığını ortaya koyamıyor. Oysa; bir hareket kendisine tekrar tekrar şu soruları sormalıdır: “Ben kimim? Hangi sınıfın partisiyim? İdeolojik hattım ne?”

★ Taslak kimlik belirlemeyi bulandırıyor. Oysa kimlik belirlemek; hem hayatın içine girmek ve hem de sosyalist hareketin var olan kimliğini daha da zenginleştirmek için şarttır. Taslakta ideolojik hat kayıyor.

★ Taslak cepheyi parti içinde kuruyor. Taslakla İşçi Partisi kitle partisine dönüştürülüyor. Taslakla, devrim; Kemalist Devrim’in tamamlanmasıyla sınırlandırılıyor. Taslak mevcut haliyle sosyalizmden vazgeçiyor.

✭ BİLİMİN DORUĞU: BİLİMSEL SOSYALİZM

“İyimserliğimizi bilimin ışığında saptadığımız gerçeklerden alıyoruz.” (9)

Taslak, partinin kılavuzunu bilim düzlemine oturtuyor. Böylece bilime sınıflar üstü bir konum kazandırılıyor. Oysa bilim; toplumsal ilişkilerin ve sınıf mücadelelerinin belirlediği, içinde çelişkiler barındıran etkinlikler bütünüdür. “Bilimsel Düzlemde” olmak demek, gerçeğe bilimin disipliniyle yaklaşmak demektir. Bilimsel sosyalist eksenden ayrılmakla isteseniz de, istemeseniz de burjuva bilim anlayışına savrulursunuz.

Engels ve Kant’ı ele alalım: İkisi de filozof, ikisi de bilim adamı. İkisi de bilimsel bulgulara dayanarak kuramlar geliştirmiş. İkisi de bilimsel kabul görüyorlar. Ama birisi kapitalizmi, diğeri ise sosyalizmi savunuyor. Bilimin gözünde her ikisi de bilimsel düzlemdedir. Filozoflar materyalistler ve idealistler diye iki kampa ayrılırlar. (14) Filozofları ikiye ayıran esas sorun, doğa, madde, fiziksel dış sorun mu birincil, bilinç, zihin, duyum, deney, ruhsal vb. ikincil ele alınmalıdır. Materyalist filozofların özelliği her şeyin kökenine, başlangıcına maddi dünyayı koymalarıdır. Taslakta olduğu gibi tek başına bilim referans alındığı zaman ister istemez idealist felsefeye kayarsınız. İlk veri olarak maddeyi almak yerine bilinci, düşünceyi ve duyumu alırsınız. Meseleye soyut burjuva anlayışı ile yaklaşmak bizi sonu gelmeyen hataların çukuruna düşürür.

Marx; ”Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar; asıl olan onu değiştirmektir.” uyarısını yapmıştır. Bu sözleriyle dünyayı sadece yorumlamakla kalmayıp değiştirmeyi ve dönüştürmeyi hedeflemiştir.(12) Bu aynı zamanda bilimsel sosyalistlerin görevidir. Köklü bir materyalist, korkusuz bir komünist olmak bunu gerektirir. Öte yandan; bilimsellikle bağdaşmayan bu taslakla, dünyayı ve toplumu değiştirmek bir yana yorumlamakta da aciz kalırsınız. Burjuva ideolojisine karşı mücadelede bir tek silahımız var. O da bilimsel sosyalizmdir.

✭ BİLİMSEL SOSYALİZM SIRADAN BİR BİLİM Mİ?

Taslak; bilimsel sosyalizmin proletaryanın dünya görüşü olduğu gerçeğini reddederek büyük bir hata yapıyor. Onu genel bir bilime, genel bir bilimsel yönteme indirgeyen batılı sözde Marksistlerin yolundan gidiliyor. Bilimsel sosyalizm bugün, çeşitli ülkelerdeki pratiklerin ve sosyalist yolu seçmiş olan ülkelerin yönlendirici ideolojisidir. Bilimsel sosyalizm; felsefe, iktisat, askerlik, tarih, hukuk, sosyoloji, eğitim, etik, matematik, antropoloji vb. 10’dan fazla bilimsel disiplinden besleniyor. Taslak bilimsel sosyalizmi görmezden geldiği gibi sıradan bir bilim olarak dahi benimsemiyor.

Bilimsel sosyalizm, sadece insanlar ve doğa arasındaki ilişkiyi bilimsel olarak açıklamada rehberlik etmek değildir. O aynı zamanda bu ilişkiyi materyalist bir biçimde ele almada ustalaşmayı da öğretiyor.

Emekçileri siyasal baskıdan, sömürü ve yabancılaşmadan kurtaracak olan bilimsel sosyalizmden vazgeçmek aslında sınıf mücadelesinin de dışında kalmaktır. Vatan Partisi’nin sağa savrulmasında ve yaşanmakta olan bütün hataların temelinde bilimsel sosyalizmin kılavuzluğundan vazgeçmesi yatmaktadır. Kapitalizm kaçınılmaz olarak sosyalizme yol açar. Marx ve Engels, proletaryanın ve insanlığın kurtuluş hareketi için bilimsel bir düşünce sistemi oluşturdular. Sosyalistler, Marksizm’in bilimsel ilkelerini ve ruhunu koruyarak, toplumsal pratiklerden de yola çıkarak teoriyi sürekli zenginleştiriyorlar.

✭ BİLİMSEL SOSYALİST FELSEFENİN ÖZÜ

Marksizm yani bilimsel sosyalizm özünde bilim tarafından elde edilen sonuçların özümlenmesi ve sentezidir. Niteliği gereği açık bilginin her yeni adımı ile kendi yasası gereği zenginleşmek ve dönüşmek zorundadır. (13)

Bilimsel sosyalist felsefe sadece insanlığın 2000 yıllık felsefi düşüncesinin çağdaş bir kazanımı olmakla kalmamıştır. Aynı zamanda 2000 yıllık felsefi düşünce tarzının aşılmasıdır. Bilimsel sosyalist felsefe esasen ontoloji, epistemoloji, öznelcilik teorisi, pozitivizm, hümanizm, pratik öğretisi ve diğer tarihsel düşünce tarzlarını aşarak gelişmiştir.

Bu nedenle; günümüzde bilimin doruğu konumunda olan bilimsel sosyalizm, yeni bir dünyayı kurmaya devam ediyor. Marx’a göre hem pratik, hem de teorik felsefeyi eleştirebilmeliyiz. Hem teorik eleştiriyi, hem de pratik eleştiriyi ortaya koyabilmeliyiz. Hem nesnel, hem de önkoşulsal eleştiriyi ortaya koyabilmeliyiz. Hem özeleştiriyi, hem de özinşayı ortaya koymalıyız. Eleştiri önemli bir araçtır. Amacı ise; inşa etmektir. Eski dünyanın ve eski teorinin eleştirisinde yeni teori ve yenidünyayı bulmak ve inşa etmek tam da Marksist felsefenin özüdür.

✭ BİLİMSEL SOSYALİST FELSEFENİN DİĞER FELSEFELERDEN FARKI

Yüzyıl bilimsel sosyalist felsefenin gelişmesinin esas yönü olmaya devam edecektir. Marksist felsefenin diğer felsefelerden 5 farkı bulunuyor:

1- Materyalizm
2- Diyalektik
3- Tarihsellik
4- Devrimci Hümanizm
5- Pratiksellik

Bu beş nitelikten materyalizm en temel olanıdır. Sadece pratiksel öğretisi temelinde Marksist felsefenin materyalist, diyalektik, tarihsel, hümanist niteliğini doğru olarak anlayabiliriz. Bu taslak birçok temel konuyu ustaca gizlemeyi başarsa da yapılmakta olan tartışma idealizm ile tarihi diyalektik materyalizm arasındadır .

✭ DOGMATİKLER VE AMPİRİSTLER!

Taslak, dar pratikçi, ampirist bir konuma sahip. Dogmatikler, gerçek ve nesnel durumdan hareket etme yerine kitâbi bilgilerden hareket ederler. Ampiristler ise dar pratikçidirler. Sınırlı deneylerden yola çıkarlar.

Her ikisi de öznelciliğin ve şekilciliğin bir ifadesidir. Taslak; Bilimsel sosyalizmi incelemeyi ve araştırmayı küçümsemekle yetinmiyor. Aynı zamanda yok sayıyor. Tartışılmasını dahi istemiyor. Devrimci ilkelerden yoksun dar pratikçiliğin içinde debelenip duruyor. Tek düzeliğe kapılıyor ve sürekli kendini tekrarlıyor. Taslağın her bir sayfasında sürekli tekrarlanan vurgu şu; “Vatan mücadelesi” Taslak aynı zamanda araştırmadan da yoksun. Topluma ve insanlara tepeden bakıyor. Eleştirileri küçümsüyor, özeleştiriden kaçıyor. Dar pratikçi yani ampirist bir konuma sahip.

✭ KİTLESELLEŞME Mİ, KİTLE PARTİSİ Mİ?

Kitle Partisi modeline doğru yelken açmanın gelinen noktada telafisi çok ağır sonuçlara yol açmış bulunuyor. Bu durum, tıpkı 1980'lere gelirken yapılan "İki süper devletten Sovyet sosyal-emperyalizminin daha tehlikeli ve baş düşman olduğu" yanlış tespiti türünden bir subjektivizmi içeriyor. Peki, özeleştiri yapılma ihtimali var mı? Çok zor. Çünkü tren bir kez kaçmıştır. Kurultaydan geçen yaklaşık 10 yıllık süreç doğal olarak geri dönüşümü tamamlamış ve kendi kadrolarını yaratmıştır. Parti sağa kaymış ve sosyalist ruhunu ve dinamizmini yitirmiştir. Kendisinde özeleştiri yapacak mecali bile bulamamaktadır.

✭ TEK BAŞINA BİLİM YETERLİ DEĞİL!

Kapitalizmin alternatifi sosyalizmdir. Taslakta,“Emperyalist aşamadaki kapitalizm, insanlığın sorunlarını çözmekte çaresizdir. Kapitalizm dünyanın damını bile deliyor. Bireysel kâr ekonomisinde denizler, ırmaklar ve göller zehirleniyor. İnsan ve doğa yıkıma uğruyor. Dünyanın büyük çoğunluğu açlığa mahkum ediliyor. Artık kapitalistler bile bu gerçeği vurguluyor.” (11) Evet, kapitalistler bile artık sık sık bu gerçeği vurguluyor. Ancak kapitalistler, başka bir gerçeği daha vurguluyor. Marx'ın haklı çıktığı gerçeğini. Onlar çıkarları gereği de olsa, Marksizm vurgusu yapabilirken taslak köşe bucak kaçıyor.

Bilim ve teknolojinin artık her şeye gücü yetmiyor. İki ucu keskin bir kılıca benziyor. Bu konudaki olağanüstü kazanımlar ve gelişmeler insan aklının ne denli gelişmiş olduğunu da gösteriyor. Bununla birlikte ekolojik kriz, kaynak yetersizliğinin yarattığı kriz, nüfus artışı krizi insan aklının kusurlarını gözler önüne seriyor. Günümüzde tüm dünyaya yayılmış olan doğal felaketler insanlar tarafından yaratılıyor. İnsanlığın zaman içinde biriktirdiği muazzam öz güçler ve kazanımlar irrasyonel bir şekilde kullanıldığında yıkıcı bir konum almakta, acımasız bir güce dönüşmektedir. Bu durum sadece doğayı öldürmekle kalmamakta, insanlığı da tehdit etmektedir. Görüldüğü gibi; tek başına bilim yeterli değildir. Çözüm bilimsel sosyalist felsefeyle insan toplumunun öz bilincini yükseltmektir.

✭ BİLİMSEL SOSYALİZM KÜRESELLEŞMEYE MEYDAN OKUYOR!

1818 -1883 yılları arasındaki kısa zaman diliminde, insanlık tarihi en büyük gelişmeleri en hızlı değişmeleri yaşadı. Olağanüstü pratiklerin yaşandığı bu süreç, yeni ve kapsamlı fikir ve düşünceleri ortaya çıkardı. Kapitalizmin temel çelişmesi keskinleşti ve ekonomik krizlerin patlak vermesine yol açtı. Toplum burjuva ve proletarya olarak uzlaşmaz bir biçimde birbirine karşıt iki sınıfa bölündü. Proletarya bağımsız bir güç olarak tarih sahnesine çıktı. Bu kısacık zaman diliminde bilimsel sosyalizm milyonlarca insanı etkiledi. Toplumları derinden değiştiren başka bir felsefe yoktur. Bilimsel sosyalizmin felsefe tarihinde gerçekleştirdiği devrimci dönüşümünü ve ruhunu özümseyebilirsek, onun proletarya ve insanlığın kurtuluş davasında oynadığı rehberlik işlevini kavrayabiliriz.

Günümüzde ise, kapitalizmin en yüksek aşaması olan emperyalizmin dünya halklarına dayattığı baskı, zulüm ve zorbalıkları yaşıyoruz. Marx’ın döneminde ufukta beliren kapitalizmin emperyalizme evirilme süreci büyük ölçüde tamamlanmış bulunmaktadır. Bütün dünyayı etkileyen insanlığın bir numaralı düşmanı emperyalizmle karşı karşıya gelmek, bilimsel sosyalizm açısından hem bir fırsat, hem de bir meydan okumadır. (15)

✭ 21. YÜZYILDA DA SOSYALİZM ÖNDE!

20.yüzyılla birlikte kapitalizm aydınlanma ve ilerleme barutunu tüketti. Ezilen dünyanın aydınlanma ve ilerleme sorunu artık kapitalistleşme sorunu olmaktan çıktı. Bu nedenle 20. yüzyılda olduğu gibi 21. yüzyılda da emperyalizme karşı mücadele ve özellikle sosyalizmin inşasında büyük ilerlemeler sağlanacaktır.

Küba, Vietnam, Nepal, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Laos, Hindistan'da iki önemli eyalet, Angola, Zimbabwe, Brezilya, Bulgaristan... Bu ülkeleri sosyalist – komünist partiler yönetiyor. 6,5 milyarlık dünya nüfusunun % 25’i sosyalizmi inşa deneyimi yaşıyor.

Güney Afrika Cumhuriyeti, Portekiz, Bangladeş ve Kamboçya'da ise sosyalist-komünist partiler iktidar ortağı konumundalar. Rusya, Japonya ve Doğu Almanya’da ise sosyalist-komünist partilerin aldıkları toplam oy 66 milyondur. Buna göre iktidarda olan, iktidar ortağı olan ve muhalefette olan sosyalist-komünist partilerin toplam halk desteği dünya nüfusunun yaklaşık %30’unu oluşturuyor. 2016 başlarında, Rusya’da yapılan kamuoyu yoklamalarında halkın ezici çoğunluğu eski Sovyetler Birliği’ne dönüşü onaylıyor. Benzer şekilde 2016 Aralık ayında Arnavutluk başkenti Tiran'da yapılan anket çalışması halkın yüzde 55'inin sosyalizm dönemine dönme arzusunu ortaya koyuyor.

Olumlu olumsuz yanlarıyla bu büyük deneyimlerin teorik mirasını ve sosyalizmi inşa deneylerini elimizin tersiyle itip görmezden gelebilir miyiz? Bunlara tepeden bakabilir miyiz? Bütün bu hayatın derslerini bir kenara atmak inkârcılık değilse nedir? Kısacası; bütün dünyada tanrımız ayağa kalkıyor. Vatan Partisi ise; sosyalizmi görmezden geliyor. Yeni hazırlanan taslakta da sosyalizmden tümden uzaklaşılıyor. Ve "yenileşme" adı altında sağcılaşmaya yelken açılıyor. Böylece sosyalist köklerden tümüyle kopuluyor.

✭ PUSULAYI BIRAKIP YILDIZLARA BAKMAK

Ormanda yolunuzu kaybettiğinizde elinizdeki pusulaya mı bakarsınız, yıldızlara mı? Elbette pusulaya. İşte o pusula bilimsel sosyalizmdir. Taslak ise, elindeki pusulayı bırakmış yıldızlara bakıyor.

1980 sonrasında Türkiye solunda ağırlıklı olarak sosyalizmin başarısızlıkları öne çıkarıldı. Ezilen halkların devrimci potansiyeli reddedildi ve emekçiler hor görüldü. Onlara bir türlü sosyalizm yakıştırılamadı. Tanrı aramaya koyuldular. Çünkü; karamsarlık ruhlarına işlemişti. Devrimci yükselişin bütün dünyada inişe geçtiği bu dönemde kapitalizm ideolojik alanda da taarruzdaydı. Kemalist devrimi tamamlamak, feodalizmi tasfiye etmek, kapitalizmin alternatifi olan sosyalizmin kuruluşuna girişmek, azınlığa düşmekten korkmayan, devrime sarılan ve irade birliği yaratan sosyalist bir partinin önderliğinde mümkündür.

Çağımızda demokratik halk devrimlerinin bir numaralı savunucusu ve önderi yine sosyalistlerdir. Bugün sosyalizmi kuracak sınıf Kurtuluş Savaşı yıllarına göre olağanüstü konumdadır. Somut olgulara baktığımızda sosyalizmin ikinci dalgasının emperyalizme karşı Avrasya isyanlarıyla başlayacağını rahatlıkla saptayabiliriz.

✭ SOSYALİST SÖYLEM VE KAVRAMLAR DA TERKEDİLDİ!

Taslak, felsefe biliminin dili haline gelmiş, dünyanın ezici çoğunluğu tarafından benimsenmiş terimleri kullanmaktan kaçınıyor. Tabuların hızla yıkıldığı bir Türkiye’de bilimsel sosyalizmin ürettiği, bütün insanlığa mal olmuş kavramlardan vazgeçmek yüzeysel bir davranış olur. Ayrıca; marifet, Kemalist Devrim’in ortaya çıkardığı yaratıcı terim ve tanımları tekrar etmek yerine mücadele içinde yeni terimler yaratmaktır. Taslak bu konuda da sıradanlaşmakta ve statükocu bir tavır sergilemektedir. Bugün birçok kavram bütün dünya halklarının ortak dili haline geldi.

  • Somut gerçeklere dayanmak,
  • Gerçekleri olgularda aramak,
  • Kitapları tekrarlamamak,
  • Tarihsel ve diyalektik materyalizm,
  • İki çizgi mücadelesi
  • Devrimin önderliği
  • Revizyonizm
  • Oportünizm
  • Yüz çiçek açsın, bin fikir yarışsın
  • İktidarın döne döne fethedilmesi

Bütün bu kavramları en sık kullanan ve bu temelde mücadele eden Bilimsel Sosyalistlerdir. Taslak bütün bu kavramlardan köşe bucak kaçıyor. Bunların yerini ideolojik olarak burjuva milliyetçiliğinin dili ve kavramları almaktadır.

✭ DEVRİMCİ MİRAS REDDEDİLİYOR!

Bir Çin özdeyişi,”Köklerin derinliği ağacın yüksekliğini belirler.” Taslak geçmişinden utanıyor. İnkâr tutumu izliyor. Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz. Bu ilkeyi en çok sosyalistler savundu. Madem TKP’ye ve Şefik Hüsnü’lere sahip çıkmıyorsunuz, o halde bu temele dayanarak yıllardır sürdürdüğünüz iki çizgi mücadelesini nereye koyacaksınız? Öte yandan; 1960-1980 yılları arasında yaşanan kitle hareketlerini ve sosyalistlerin oynadığı rolü görmezden gelebilir miyiz?

Bilimsel sosyalistler, demokratik halk devrimi çizgisinin temsilcileri olan ve aşağıda isimlerini saydığımız sosyalist önderlerin mirasına sonuna kadar sahip çıkacaklardır. Mustafa Suphi, Şefik Hüsnü, Nazım Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı, Reşat Fuat Baraner, Behice Boran, Mihri Belli, Deniz Gezmiş, Bora Gözen, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya kendilerini ömür boyu emekçi halkın davasına adamışlardır. Devrim davasına hizmet etmiş proleter devrimci önderleri ve bıraktıkları mirası sahipleniyoruz. Mücadelemizde yaşatmaya devam edeceğiz.

✭ İŞÇİ SINIFI ÖNDERLİĞİ KALDIRILIYOR!

Emperyalizme karşı işçi sınıfının ağır bastığı bir çağda proletarya önderliğinden vazgeçmek devrimden vazgeçmektir. Taslakta işçi sınıfı önderliği de kaldırılıyor. Türkiye’de çok geniş bir işçi sınıfı var. Büyük fabrika ve belli merkezlerde toplanmış bir işçi sınıfı oluştu. Bu birikim özelleştirmeye karşı mücadele içinde tecrübe kazandı. İşçi sınıfı önderlerinden Türkiye’yi yönetebilecek bir aydınlar kuşağı yetişti. Buna kamu emekçilerini de eklediğimizde büyük bir potansiyel oluştuğunu rahatlıkla görebiliriz. Kentlerin nüfus artışı, traktör, biçer-döver, pamuk toplama makinesi v.b. tarımda makineleşmenin artması, kapitalist ilişkilerin artması, feodal yapının çözülmeye başlaması da emekçi nüfusunun artmasına yol açtı.

Bununla birlikte; kırsal bölgede zengin köylü orta, orta köylü yoksul, yoksul köylü de amele durumuna geldi. Dışarıdan çiftçi ithal edildi ve emperyalizmin doğrudan sömürgeleştirme süreci hızlandı. Böylece köylü ve tarım kesiminde proleter ve yarı proleter bir sınıf oluştu.

Taslak; Türk Devrimi’ne hangi sınıfın önderlik edeceğini ortada bırakıyor. Buradan yola çıkarak işçiler, köylüler, fikir emekçileri, esnaf ve tüccarlar, milli sanayicilere İstanbul maratonunda olduğu gibi “Yarışın” deniliyor. Hangi sınıf ipi göğüslerse o önderliğini kabul ettirmiş olacak. Görüldüğü gibi; kendiliğindencilik taslağın ruhuna işlemiş.

Öncü partiler niçin var? Tarihe kim ve nasıl müdahale edecek? Milleti kim uyandıracak? İrade birliği nasıl oluşacak? Feodalizmin tasfiyesine nasıl önderlik edilecek?

Bu soruları çoğaltabiliriz. Çağımızda devrime ve kendi dışındaki sınıflara önderlik yapmak proletaryanın görevidir. Dost ve müttefik kapsamında değerlendirilen milli burjuvazi sınıfsal karakteri itibariyle kaypaktır. Demokratik devrimlere önderlik yapamaz. 20. y.y. la birlikte aydınlanma ve ilerleme barutunu tüketmiştir. Her ideolojinin dayandığı bir sınıf vardır. Devrimci ideoloji için de devrimci sınıf şarttır. Sömürüye, baskıya, yabancılaşmaya karşı çıkışın bayrağı da, kardeşliğin bayrağı da, emperyalizme karşı bağımsızlık savaşının bayrağı da işçi sınıfının elindedir.

✭ ÇELİŞMELER KALDIRILIYOR!

Taslak; “Ezen, ezilen millet” çelişmesini temel eksene oturtuyor. Temel olan proletarya-burjuvazi arasındaki çelişme yok sayılıyor. Veya ezen-ezilen milletler arasındaki çelişme, proletarya-burjuvazi arasındaki çelişmenin üzerine bindiriliyor.

✭ PARTİ Mİ, CEPHE Mİ?

Taslağa göre öncü bir parti vardır. Bütün sınıfları kucaklamaktadır. Bütün bu sınıfların ortak iktidarı için mücadele etmektedir. Ama bu partinin iktidar mücadelesinin öncüsü belli değildir. Bu parti değil, cephedir. Böyle bir parti anlayışı, eşyanın doğasına da aykırıdır. Çünkü; sınıfların iktidar mücadelesinde en üst ideolojik, siyasi ve örgütsel mücadele aracı olan PARTİ kavramı, sınıfsal içeriğinden kopartılmaktadır. Bunun yerine, sınıfların asgari müştereklerde uzlaştığı “Cephe” kavramı getirilmektedir. Yeni bir icatçılıkla cepheyi kendi içinde kuran bu parti modeli, gerçek cephe güçlerini de kendisinden uzaklaştırmış, küstürmüş ve cephe politikasına zarar vermiştir.

✭ BURJUVA ÖNDERLİĞİNDE DEVRİM OLMAZ!

Taslak, milli burjuvazinin önderliğini savunuyor. Günümüzün ezilen ülkeler dünyasında burjuvazinin önderliğinde; işçi sınıfı ve köylülüğün devrimci talep ve çıkarlarına yanıt verecek, feodalizmin kalıntılarını ortadan kaldıracak, komprador burjuvaziyi temizleyerek emperyalist zinciri kıracak olan Demokratik Halk Devrimi gerçekleştirilemez. Burjuvazinin önderliğinde öngörüldüğü gibi milli bir hükümetin de kurulmasının olanağı yoktur. Bu görevler ancak proletarya ve onun partisinin Demokratik Halk Devrimi’yle başarılabilir. Ancak proletarya Demokratik Halk Devrimi’ni sonuna kadar götürebilir ve adım adım sosyalizmi inşa edebilir. Böyle bir temel meselede stratejinin daha en başından yanlış belirlenmesi yığınakta yapılan bir hatadır ve telafisi yoktur. Nitekim; parti hızla sağa kaymıştır. Türkiye bilimsel sosyalist birikimini temsil eden ana merkez dağıtılmıştır. Yerine sözde ideolojiler arası uzlaşmayı temsil eden “birleşik bir parti” kurulmuştur. (2)

‘Vatan Savunması’ ile ‘Sınıf Mücadelesi’ kavramları karşı karşıya getirilmiştir. İşçi sınıfı ve emekçi halk, kendilerine sınıf bilinci taşıyacak ve onları örgütleyecek sosyalist partisinden yoksun bırakılmıştır Partinin kuvvet kavramı yeni baştan tanımlanmıştır. İşçi sınıfı ve köylülük temel güç olmaktan çıkarılmıştır. Farklı ideolojik kaynaklardan beslenen ve ancak bir cephe içinde anlamlı olabilecek kesimler özgücümüzmüş gibi kabul edilmektedir.

✭ ÖNCÜ PARTİ MODELİ

Taslakta; ortaya konulan ‘Vatan Mücadelesi’ anlayışı esasta sistemden kopuşu değil, sistemle bütünleşmeyi savunmaktadır. Çünkü; emperyalizm çağında ulusalcı ruhu savunmak anti-emperyalist mücadeleye sınıfsal yaklaşmakla mümkündür. Oysa; taslağın savunduğu Milli Hükümet Programı’nın ruhu, burjuvazinin de ‘zor günlerinde’ sırtını yasladığı ulusalcılık/milliyetçilik bayrağıdır ve sistem içidir. Bunun en canlı örneği, “Tayyip Erdoğan bizim çizgimize geldi” denilmesidir. Sistem kendi silahıyla kendisini vurmanıza izin vermez. Buna sistemin sizden beslenip sizi beslemesi de denilebilir.

Doğru çözüm; emekçiyi örgütlemeyi temel alan, devrimi amaçlayan, emperyalizmle mücadele ekseninde gelişen, sınıfın öncü unsurlarını birleştiren bir öncü parti yaratmaktır. İşçileri fabrikalarda, köylüleri tarlalarda. Onların başına geçerek onları örgütleyerek ancak kendi pratikleri içinde önderlik edebilirsiniz. Masa başında oturarak olmaz. Örneğin; Artvin- Cerattepe’ye gideceksiniz, direnişin içinde olacaksınız. Göllüce köyünün mera mücadelesinin içinde olacaksınız. Bursa tekstil ve Renault işçileriyle omuz omuza olacaksınız. Öncüler yaratacaksınız. Öncülere sınıf bilinci aşılayacaksınız. Yaratamıyorsunuz, çünkü; bilimsel sosyalizmden vazgeçmişsiniz. Partinin temel felsefesini terk etmişsiniz!

Öncü Parti modeli durup dururken icat edilmedi. Marx ve Engels tarafından tanımlanmıştır. Karl Marx ve Friedrich Engels, bilimsel sosyalizmin pratiğini ‘Öncüyü Örgütlemek’ diye özetlemişlerdir. Hiçbir gerekçe, emekçileri örgütleme mücadelesi ile emperyalizme karşı mücadele bütünselliğini değiştiremez. Birinden birini çıkarın; ya PKK’nın kuyruğuna takılır ya da burjuva milliyetçi ideolojinin yedeğine düşer sınıf işbirlikçisi olursunuz. Emperyalizm çağında bilimsel sosyalistlerin ellerindeki altın formül, devrim için sınıf mücadelesi ile ezilen ulusların anti-emperyalist mücadelesinin birlikteliğidir.

✭ PARTİLER BELGELERİYLE DEĞERLENDİRİLİR

Birçok iyi niyetli arkadaşımız karşılaştığımızda şunu söylüyorlar; “Bizim bu yöneticiler zaten sosyalist değiller mi?” Arkadaşlara şunu söylüyoruz; gerçekler olgularda aranır. Partiler belgeleriyle ve pratik faaliyetleriyle değerlendirilir. Bilim de, bilimsel sosyalizm de bunu emreder. Bu yüzden hiç kimsenin “Bize güvenin, gerisini merak etmeyin” deme hakkı yoktur. Çünkü, partiler insanların kafalarının arkasındaki niyetlerle yönetilmezler.

✭ TÜRKİYE OYALANDI!

Taslak diyor ki; “Türk silahlı kuvvetlerimizin, polisimizin ve köy korucularının bölücü teröre karşı yürüttüğü silahlı mücadele PKK’nin belini kırmıştır.”(3)

ABD’nin ‘kara gücüm’dediği, PKK’nin belinin kırılması hepimizin dileği. Ama somut gerçekler tersi bir duruma işaret ediyor. ABD, PKK ile Güneydoğu’yu karıştırarak Türkiye’yi Suriye çıkmazında tamamen oyalamayı başardı. Aksini düşünenler terör örgütü PKK’nın, nasıl olur da Diyarbakır’ın ortasında aylarca direnebildiğine, eylemlerini çevre illere yayabildiklerine yanıt verebilir mi? Hem de yenileceğini bile bile.
ABD Suriye’de bir taşla iki kuş vurmayı hedefledi. Hem Güneydoğu’da “özyönetim” provası yaptı, hem de Suriye’de kurmakta olduğu Kürt devletine karşı Türkiye’yi oyaladı. Türkiye Güneydoğu’da ABD ve İsrail’in eğitip modern silahlarla donattığı terör belasıyla boğuşurken Suriye’nin kuzeyinde büyük bir hazırlık yapılıyordu. Hava alanları ve üsler inşa ediliyor, buralara silah yüklü ABD uçakları inip kalkıyordu. Bu üslerde eğitilen PYD’li terörist sayısının 50 binleri bulduğu açıklanıyordu. Tayyip’in Kobani’de aldatıldık demesinin altında işte bu gerçek yatıyor. Ne dedi, CIA’nın Türkiye uzmanı Henry Barkey? “Türkiye’deki PKK militanlarının K. Irak ve Suriye’ye çekilmesi karşılığında Türkiye’den Suriye’nin Kuzeyine müdahale etmeme sözü alınabilir.”(4) Bu açıklama gerçek planın deşifre edilmesidir. ‘Gönderdiğimiz kara gücünü Güneydoğu’dan çekelim. Buna karşılık siz de Suriye’nin kuzeyine karışmayın’ denilmektedir.

✭ MÜCADELENİN BÜYÜTÜLMESİNİN YOLU

Taslakta, “Milletimizin büyük çoğunluğu komşularımızla barış istiyor ve Vatan Partisi’nin bu mücadelesi çevresinde toplanıyor.” deniliyor. (5)

Gerçekten yazıldığı gibi mi? Millet gerçekten Vatan Partisi'nin mücadelesi çevresinde mi toplanıyor? Bu parti büyüyor mu, yoksa eriyor mu? Dışarıdan bakılınca Ergenekon sürecinde büyüyen parti seçimlerle birlikte hızla küçülüyor. Örneğin; on binlerce kişinin katılımıyla kurulan Milli Merkez’e ne oldu? Bu girişim küçümsenemez. Peki, Vatan Partisi büyük iddialarla kurulan bu oluşumdan niçin ayrıldı? Birlikte olduğu milli güçleri niçin yüzüstü bıraktı? Bu konuda kamuoyu aydınlatılmalıdır. Halka olan sorumluluk bunu gerektirir. Mücadelenin büyütülmesinin yolu ise anti-emperyalist halkın birleşik cephesinden geçer.

Bu durum ilerici, devrimci, vatansever ve sosyalist güçlerin omzuna büyük sorumluluklar yüklüyor. Önümüzde en geniş birlikteliği gerçekleştirmek dışında başka bir seçenek görünmüyor. Amerikan emperyalizminin kirli oyunlarını bozmak bizim elimizde. Emekten yana olan tüm devrimci yurtsever partilerin, tüm emek örgütleri ve sendikaların, gericiliğe ve bilimdışı işleyişe ‘dur’ diyen tüm akademik kuruluşların, çağ dışı uygulamalara ‘dur!’ diyen tüm basın – yayın kuruluşları ile basın emekçilerinin Anti – emperyalist Cephe’de buluşması yaşamsal bir zorunluluktur. Yapılacak bir toplantıyla kurulacak anti – emperyalist cephe tek maddeyle, o da Amerikan emperyalizmine ve piyonlarına karşı çıkmak koşuluyla güç birliği oluşturmalıdır. Bu örgütlenmenin ülkemiz devrim tarihinde bir dönüm noktası olacağından eminiz.

✭ DIŞ BORÇLAR NE OLACAK?

Taslakta “Özal – Erdoğan’ın Neoliberal ekonomisi borç batağında iflas etmiştir.” (7) deniliyor.

Üretim ekonomisinden bahsediliyor ama Türkiye’yi ipotek altına alan dış borçlara hiç değinilmiyor. Dış borçlara çözüm bulmadan ne ekonomide, ne de siyasette hiçbir olumlu adım atılamaz. Sistem partilerinin çıkmazı da burada başlıyor. Hem ‘dış borçları ödeyeceğiz’ diyorlar, hem de halka büyük vaatlerde bulunuyorlar. Aslında yalan söylüyorlar.

Dış borçlara karşı tutum bir partinin sistem içi olup olmadığının da en belirgin göstergesidir. Vatan Partisi’nin dış borçlarla ilgili ideolojik savrulma ile birlikte tavrı adım adım nasıl değiştiğini gösteriyor.

★ Bu konuda TİİKP’nin savunmasının 364 sayfasında "Dış borçlar tasfiye edilecektir" diyor.

★ 1988 yılında kurulan Sosyalist Parti’nin programında ise "Yabancı sermaye millileştirilecektir" diyor.

★ Kapatılan Sosyalist Parti’nin yerine kurulan İşçi Partisi’nde ise; "Dış borçlar müzakere edilecektir" deniliyor.

★ Vatan Partisi’nde ise "Dış borçlar belirlenecek bir takvimle ödenecektir" deniliyor. Yeni taslakta da bu konuya hiç değinilmiyor.

✭ TAYYİP ERDOĞAN VE KLİĞİ HALK CEPHESİNDE Mİ?

Taslakta, "ABD, PKK ve Fethullah örgütüne karşı mücadelede, milletin geniş güçleriyle aynı cephede bulunmaktan korkan arkadaşlarımızın sayısı az değildir.” deniliyor. (10) Burada AKP,’ üstü kapalı olarak milletin geniş güçleri" arasında görülüyor. Ama taslak utangaçlık içinde. ‘AKP ile aynı cephedeyiz’ diyemiyor.

Amerikan emperyalizmine karşı mücadelede PKK’yi müttefik olarak görmek ne kadar yanlışsa, AKP’yi de aynı cephede görmek o kadar yanlıştır. ABD ve piyonları olan PKK ve RTE kliği hedefe konulmadan vatan mücadelesi sağlıklı olarak sürdürülemez. Tayyip ve kliği düşmanlarla dost, dost olması gerekenlerle de düşmanlık politikası izliyor. Dost olmamız gereken Suriye’ye terör ihraç ediyor. Irak’ı Barzani ile bölüyor. Rusya’nın uçağını düşürüyor. İran’ı ise, sürekli düşman cephesinde görüyor.

Soru şu: Kemalist Devrimi kim yıktı? Kemalist kaleleri bir bir yıkan AKP iktidarı yapabileceği düşmanlığı yapmış. ABD’nin verdiği görevleri yerine getirmiştir. Hal böyleyken hangi mecburiyetlere teslim oluyor? Somut olgular Atlantik güçlerinin oyuncağı haline geldiğini gösteriyor.

★ Birincisi; Tayyip Erdoğan ve çevresinde toplanmış kliği, emperyalizmin işbirliği yaptığı, en bağnaz en feodal ve en gerici sınıfına dayanıyor.

★ İkincisi;  Tayyip Erdoğan şahsı etrafında kurulmuş AKP organizasyonu ve arkasındaki tekelci kapitalizm ile ilişki içindeki sermaye grupları Cumhuriyet düşmanlığının pratikte bir numaralı temsilcisi konumundadır.

★ Üçüncüsü; Tayyip Erdoğan şahsı etrafında kurulmuş AKP organizasyonu ve arkasındaki tekelci kapitalizm ile ilişki içindeki sermaye grupları Türkiye’nin ulusal güvenlik sorunu haline gelmişlerdir.

✭ KORUCULARIN HAKLARI VAR MARABALARIN YOK!

“Güneydoğu illerinde yaşayan vatandaşlarımız Vatan Partisi’ni çağırıyor.” (8) deniliyor ve alt alta bir sürü talepler sıralanıyor: Bu talepler arasında ağalık yok. Aşiret düzeni yok. Marabalar hiç yok. Korucuların hakları savunuluyor. Oysa sorunların asıl kaynağını feodal yapı oluşturuyor. Çözüm olarak;

1- Toprak devrimiyle feodal kalıntıların kökü kazınacak. Ağa toprakları ve hazine arazileri bedelsiz olarak topraksız ve az topraklı köylülere dağıtılacaktır. Toprakların dağıtılmasında “Toprak işleyenin su kullananın “ ilkesi gözetilecektir.
2- Kiracılık, ortakçılık, yarıcılık gibi her türlü sömürü kaynağı olabilecek ilişkiler yasaklanacaktır.
3- Medeni hukuk ve miras hukuku yeniden toprak devriminin ihtiyacına göre düzenlenecektir.
4- Köy Enstitüleri deneyi gözetilerek toprak devrimini destekleyen okullar açılacaktır.
5- Yeterince ürettiğimiz tarım ürünleri dışarıdan alınmayacak.
6- Çiftçi ve köylüleri banka ve tefeci borçları silinecek, ipotekler kaldırılacaktır.
7- Köylü kredi, mazot, gübre, ve her türlü teknik yardımla desteklenecek.
8- Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere, üretim bölgelerinin hemen yanı başında örnek devlet çiftlikleri kurulacaktır.
9- Tarım işçilerinin sendikal dahil her türlü sosyal hakları korunacaktır.
10- Uygun bölgelerde köylüler kooperatiflerde örgütlenecek.
11- Ormanlar, sular, göller ve meralar köylünün ortak malı olacak.

Referanslar:

  • Vatan Partisi Tüzüğü S: 1 Amaç bölümü 2. Paragraf
  • Birleşik bir parti. Teori sayı:313
  • Rapor taslağı Teori Şubat 2016 Syf: 7
  • Oda tv. 26/02/2016
  • Rapor taslağı Teori Şubat 2016 Syf: 8
  • Teori Şubat 2016. Rapor taslağı Syf:7
  • Teori sayı: 313 Taslak raporu Syf:17
  • Teori sayı :313 taslak raporu Syf: 17
  • Teori sayı 313 Syf.20
  • Teori sayı:313 Syf. 18
  • Teori sayı:313 Syf. 20
  • Marksist felsefenin Pratik Görüşü, Canut Yayınları. Syf: 167
  • Anti-Dühring, Friedrich Engels, Sol Yayınları. Syf: 74
  • Materyalizm ve Ampiryokritisizm , V.İ. Lenin, Sol Yayınları Syf: 24
  • Marksist Felsefenin Pratik görüşü, Canut Yayınları. Syf: 43